Eski Yazılar 3 - Türkiye'de Milliyetçilik

türk milliyetçiliğinin doğuşu 19. yy.ın sonlarına doğru gerçekleştirmiştir. terminolojide pantürkizm (türkçülük) olarak adlandırılan bu akım aynı zamanda hem osmanlı'da hem rusya türklerinde ortaya çıkmıştır. ben bu yazıda, kısmet olursa, osmanlı'nın son döneminde bir sığınak hatta bir can simidi olarak geliştirilen ulusal bilincin, günümüze kadar nasıl ve neden evirildiğini ve şimdi ne olduğunu açıklamaya çalışacağım.

türkçülüğün doğuşu masum bir entelektüel çabaya dayanır. gerek osmanlı aydınları, gerek batılı aydınların, dönemin akımına uyarak türk ulusu üzerine yaptığı kültürel araştırmalar, islam'ı, türklük bilincinin dışında tutarak, türklerin islamiyet öncesi dil ve kültürünü ön plana çıkarmıştır. buradaki amaç kültür ve folklorik özellikleri ön plana çıkararak, müslümanlıkla bir olmuş osmanlı türklük anlayışından ayrı bir yapı geliştirmektir. zamanla bu durum masum bir entelektüel çaba olmaktan çıkmış osmanlı'nın dış ilişkilerinde koz olarak kullanabileceği bir koz olarak hesaplanmıştır. böylece osmanlıda ziya gökalp'ın; orta asya'da yusuf akçura'nın başını çektiği türkçü aydınlar temelde toplum kurmak/devlet kurmak ayrımına da düşse birçok ortak yönü olan iki türkçülük anlayışı geliştirmişlerdir. iki anlayışta da batıya karşı olmama, islam ile arasını iyi tutan, panslavizm'e karşı geliştirilme gibi özellikler vardır.

ittihat ve terakkicilerin yönetimde etkili olmasıyla türkçülük resmi bir ideoloji haline gelmiş, devletin politikaları bu eksende şekillenmeye başlamıştır. burada balkan savaşları ile avrupa'daki toprakların kaybedilmesi ve imparatorluğun türk nüfusunun yoğunluk kazanması da etkilidir. yine kuzey afrika'daki toprak kayıpları da burada etkili olmuştur. türkçülük hem içerde hem dışarıda kullanılabilecek bir karttı; zira hem rusya'ya karşı baskı unsuru olarak kullanılabilir hem de toprak kayıplarından dolayı içerde yaşanılan huzursuzlukları turanvari gelecekler belirterek durdurabilirdi. orta asya türkleri de belki de başka alternatifleri olmadığından osmanlı'nın bu yaklaşımına destek veriyorlardı.

elbette bu dönemde türkçülük ulus-devlet gibi bir modele hizmet için yaratılmamıştı. tam aksine türkçülük bir imparatorluğu kurtaracak bir koz olarak yaratılmış ve geliştirilmişti. osmanlı'nın hakimiyetinde olan imgesel bir turan arazisinin sadece fikri bile batı'ya karşı bir koz olarak kullanılabilirdi. keza olan bu idi. bu düşüncenin osmanlı'nın i. dünya savaşı'na girişinde de etkisi olmuştur. slav karşıtı olan pantürkizm elbette almanya'nın yanında olacaktı. hatta pantürkizmi benimsemiş aydınlar bu savaşı yeni bir başlangıç olarak görüyor bu savaşın türklerin yeniden doğuşunu sağlayacağını düşünüyorlardı. savaştan sonra türkiye cumhuriyeti adıyla bir yeniden doğuş gerçekleşti fakat bu gerçekleşen bu aydınların hayallerindeki başlangıcın yanında gerçekten pejmürde bir başlangıçtır. savaşın gidişatı türkçülük düşüncesinin pantürkizm'in ufala ufala değişmesine sebep oldu. yusuf akçura'nın avrupa'ya, rusya'daki türk ve tatarların sadece kültürel özerklik istediğini duyurması bunun en açık göstergesidir.

savaşın sona ermesine kadar yaşanan değişimler, türkçülüğün, türk milliyetçiliğine dönüşmesine zemin hazırlamıştır. yeni akım osmanlılık fikrini dışlamış anadolu temelli bir türk milliyetçiliği tasavvuru yaparak köklü değişiklikler yapılacağının sinyallerini vermiştir. artık ortada korunacak bir imparatorluk kalmayınca artık toplumu koruyacak bir millet anlayışı geliştirilebilmiştir. kurtuluş mücadelesi süresince çoğulcu bir anlayış güdülmüş savaşın sona ermesiyle, günümüzde bilenin bilemeyenin "atatürk milliyetçiliği" dediği dil merkezli asimilasyon sistemi benimsenmiştir. bu dönemden itibaren pantürkizm, turancılık gibi emperyalist anlayışlar terk edilerek teritoryal bir milliyetçilik geliştirilmiştir. burada sovyet rusya desteğini elde tutma isteği de etkilidir. sosyalizmle ilişkisinde olduğu gibi "atatürk milliyetçiliği" başlarda islam'la da arasını sıkı tutmuştur. burada faydacı bir yaklaşım vardır. mustafa kemal'in dinsel içerikli nutukları, halife sultanı kurtarma söylemi bunun örneğidir. ilk dönemde "atatürk milliyetçiliği" islam'ı dışlamaz; ondan güç almaya çalışır. bu tutum kurtuluş savaşı sona erinceye kadar sürmüştür. yine bu süreçte sosyalizm de yönetimden ülkemizde hiç görmediği kadar sevgi görmüş, komünist parti kurulmuş meclise vekil sokmuştur.

dışarıyı idare etmek için sosyalizm; içeriyi idare etmek için islam kullanılmıştır. sonra türk milliyetçiliği bu ikisine kökten düşman olacak bir halde teşekkül etmeye başlamıştır. burada batı'ya yönelme batı tipi devlet ve toplum yaratma hevesi etkilidir. zira gerek sosyalizm gerek islam, batı'yla uyuşan şeyler değillerdir. "atatürk milliyetçiliği" kemalizm'in diğer unsurlarıyla da eklemlenip '40'lı yıllara kadar güçlü bir şekilde hakimiyetini sürdürmüştür.

ii. dünya savaşı'nın sona ermesiyle anti-komünizm her ülkede olduğu gibi ülkemizde etkisini göstermiş ve ulusalcı yapı ve örgütlerin oluşup semirmesini sağlamıştır.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------

"ckmp/mhp, ülkücü hareketin kişiliğinde hem evrensel bakımdan, hem de
türkiye'deki sağcı/ulusalcı akımın geçmişi bakımından "yeni", özgün olan ve
artık kitlesel nitelikli bir sağcı/ulusalcı hareketin oluşumunun önünü açmıştır.
mhp, türkeş'in önderliğinde 1960'lı yılların ortalarına kadar korporatist ve
kalkınmacı-modernist bir çizgide kemalist milliyetçiliğin restorasyon tasarımının
ağır bastığı bir söylem geliştirmiştir. çünkü bu dönemde, seçim programı, propaganda ve konuşmalarında laiklik vurgusu belirgindir 1970'lere kadar geçen süreçte
sağcı/milliyetçi bir söylemle, türkçü ve fanatik anti-komünist etkenleri öne çıkarmıştır.
1960'ların ortalarında başlayan ve 1970'li yıllardan itibaren daha somut bir şekilde
türkçülükle müslümanlık arasındaki bağlar öne çıkarılmaya başlanmıştır".
[tanıl bora, kemal can(1991),"devlet, ocak, dergah", iletişim yayınları, istanbul.]

------------------------------------------------------------------------------------------------------------

atatürk'ün kurtuluş savaşı döneminde yaptığı gibi ülkücü hareket ve mhp de türk-islam sentezine kayarak, arkasındaki millet desteğini islam ile de kuvvetlendirmek istemiştir. mhp'nin bu tercihi 80 ihtilali sonrasında parti içi çekişmelere neden olmuş ve partinin bölünmesine sebep olmuştur. türklüğü ön planda tutanlar ile islam'ı ön planda tutanlar arasındaki çatışma, islam'ı ön planda tutan "mukaddesatçılar"ın muhsin yazıcıoğlu liderliğinde bbp'yi (büyük birlik partisi) kurmalarıyla sonuçlandı.

mukaddesatçıların ayrılmasıyla mhp kemalist resmi ideolojiye yaklaşma imkanı bulmuştur. aynı şekilde doğu ve güneydoğu'da başlayan pkk hareketi de resmi ideoloji yanlılarının mhp çizgisine yaklaşmasına sebep olmuştur. pkk'nın vukuatları "atatürk milliyetçiliği"nin elini kolunu bağlamış gibi görünürken "ülkücü hareket" ve ülkücü kafa yapısına semirme imkanı vermiştir. bu gelişmeler mhp-dsp koalisyonunu görmemize neden olmuştur. tabii ecevit'in dsp'sinin milliyetçi söylemleri olduğu ve ta kıbrıs harekatı'ndan beri milliyetçi bir yapısı olduğu yadsınamaz.

bu dönemden günümüze kadar geçen süreçte yaşanan olaylar "ülkücü hareket" tarafından kolayca yorumlanıp, taraf olunacak olaylar olmamışlardır. gerek küreselleşme gerekse ab'ye entegrasyon sürecinde türk milliyetçisi altı doldurulabilmiş tavırlar koyamamış; "yoksa sosyalist mi oluyoruz lan?" sorusunu kendisine sorduğu olmuştur. bu da milliyetçilerin sesinin kesilmesine kabuklarına çekilmelerine neden oldu. buralardan sağlam politikalar üretemeyince -memleketteki herkesin hali hazırda nefret ettiği- abd'yi karşısına almış ve abd karşıtlığı üzerinden politika yapmaya başlamıştır. ki abd karşıtı olmak ülkücü hareketin altından kalkabileceği zihinsel faaliyet istemektedir. iktisadi meselelere kafa yormak milliyetçi olmaktan çok daha zor olduğundan tabanı yıpratmamak için milliyetçi-ulusalcı partiler abd karşıtlığını benimsediler. liberal olsun, sosyalist olsun, popüler olsun kendilerine uymayan her şeyi ve herkesi amerikancı olmakla suçladılar ve eleştirilerini amerika ve komplo teorileri üzerinden verdiler.

günümüze baktığımızda mhp'nin mecliste yine hatırı sayılır bir milletvekili sayısına sahip olduğunu görmekteyiz. bu durumun altında yine bildik nedenler yatıyor. pkk etkinliği, şehitler üzerinden yapılan propaganda; kürsüden ip atmalar gibi... burada chp'nin katkısı da yadsınamaz bir düzeydedir. chp sırf akp'ye muhalefet etmek için milliyetçi refleks geliştirip ve toplumun üzerinde şoven rüzgarlar estirirken; bir yandan da elinde kalan son sosyal-demokrat oyları da kaybetmemek adına bu söylemi fazla sertleştiremedi. toplumda oluşan milliyetçi refleks havasının etkisiyle verilen oylar elbette chp'ye giden oylar olmadı. çünkü bir tarafta kürsüde gümbür gümbür savaş çığırtkanlığı yapan, yağlı urganlar sallayan, tehditler savuran bir mhp vardı.


demek ki

milliyetçiliğin bir topluma nasıl girdiğini ve nasıl kılıktan kılığa girdiğini gördük. sadece 100 yıllık bir sürede her kumaştan giyinmiş, her renge boyanmış meğer. izlediği yolda ağyarına mani; efradına cami iken ağyarı bir anda efradı olabilmiş; bir gün sırtını sıvazladığının ertesi gün boğazına sarılabilmiş. bu milliyetçiliğin karakterini gösterir bize: milliyetçilik bir ideoloji değildir. milliyetçilik, ideolojileri meşrulaştırmak veya belirli mücadeleleri kitleselleştirmek için kullanılan bir araçtır.

0 kaşıntı:

Yorum Gönder